WHERE İS KUDS

Pek çoğumuzun soruya vereceği cevabı tahmin edebiliyorum. Haritadan göstermek değil bahsettiğim konu. Dünya üzerinde nerede olduğunu, etrafında nelerin veya kimlerin olduğu değil. Gönlümüze koyamadığımız Kudüs’ü haritada göstermek değil marifet.

İnsanlık tarihinin en eski mescitlerinden, İslam’ın ilk kıblesi, Miraç’ın başlangıç ve bitiş noktası, İnkârcıların sorularına konu edilen pencere sayısıyla Mescid-i Aksa bizim gözbebeğimizdir. Tarih boyunca defalarca Haçlı savaşlarına mekân olan Kudüs’te ve genel itibariyle de dünyada huzurun sağlanabileceği tek kaynağın İslam olduğunu tüm dünya kabul etmelidir. Rabb’in adaletini dünyaya uygulayacak Selahaddin’ler; küffarın üzerine pişirilmiş taşlar atan ebabiller yeryüzüne adalet dağıtmak için yeniden geleceklerdir. Yeniden dünyaya adalet hâkim olacaktır. Allah elbette nurunu tamamlayacaktır.

Ancak asıl soru şimdi geliyor?

Bu sefer halinde bireysel olarak biz neredeyiz?

Kaçımızın gündeminde Mescid-i Aksa var?

Kaçımız Mescid-i Aksa ile Kubbetü’s-Sahra’yı karıştırmıyoruz?

Kaçımız Hz. Süleyman’ı tanıyor?

Kaçımız İslam’ın hükümlerine uymaya çalışıyor?

Kaçımız İslam tarihini biliyor?

Kaçımız Türk İslam Tarihini biliyor?

Kaçımız yaşantısında İslam’ın hükümlerini merkeze alıyor?

Kaçımız gönlünde Kudüs, Medine, Mekke büyütüyor?

Kudüs İslam’ındır, Kıyamete kadar da öyle kalacak. Bunu biliyor ve buna can-ı gönülden iman ediyoruz. Ancak neslin kültürel ve inanç bakımından devamı için yetiştirilmesi gerekmektedir?

Biz ne istiyoruz? Tiktok, İnstagram gibi sosyal medya mecralarında saçma sapan hareketlerle beğeni toplamaya çalışan bir nesil yerine inanç değerlerini bilen, uygulayan ve yalnızca Allah’ın takdirini kazanmayı amaçlayan bir nesil istiyoruz. Okula gitmemek için çeşitli bahaneler uyduran, okula giderken biraz hava alayım kafasında olan bir nesil yerine gerçekten ilim öğrenmek isteyen, ilmi talep eden ve ilim yolunda sebat eden bir nesil istiyoruz. Gelecek planları yaparken konforlu bir yaşam için gecesini gündüzüne katan, geleceği parasal bir plan olarak kurgulayan, çok para kazanmanın kendisini mutlu edeceğini ve dünyada sonsuza kadar yaşayacağını sanan bir nesil yerine geleceğini asıl gelecek olan “Din Günü”ne odaklayan bir nesil istiyoruz. TV, internet vb. dizilerindeki kurgulanmış olayları gerçekmiş gibi hissederek üzülen, ağlayan ya da sevinen, gülen, mutlu olan bireyler yerine gözlerimizin önünden kayıp giden gerçek filme odaklanan, her geçen gün zulümlerin arttığı mazlum coğrafyaları düşünen, aksiyona geçen bir nesil istiyoruz. Yüz yıl önce dedelerinin cephede yaptıklarını unutmadan fikren de olsa aynı düşünceyi paylaşan bir nesil istiyoruz. Tabii biz bunları isterken nesil de aslından bir şeyler bekliyor. Nihayetinde bu dünyayı onlara bırakacak olan biziz, onları yetiştiren biziz, doğruyu ve yanlışı anlatan ya da anlatması gereken biziz. Peki, gerçekten biz ne istiyoruz?