TANRILARI YEMEK YASAK

Gelip geçtiğine inandığımız, inanmasak bile hayatın gerçekleriyle yüzleşerek görüp inanmak zorunda kaldığımız en büyük gerçek “Dünya geçicidir!” sözüdür.

 

Bu kısa dünya hayatında her birimiz çeşitli işlerle meşgul olur, bir şekilde geçimimizi sağlamak için çaba sarf ederiz. Hayat sadece çalışmaktan ibaret değildir. İnsanın temel gayesi “mutluluk”tur. Mutlu olacağımız işleri yapmak, mutlu eden ve sevdiğimiz yiyecekleri/içecekleri tüketmek, mutlu olacağımız bir hobi edinmek günlük yaşantımızı şekillendirir.

 

Ancak insanın temel gayesi “mutluluk” olsa da bunu aradığı yerler önemlidir. İnsanın temel gayesi Mevlana’nın “Ben bir giz idim, bulunmayı murat ettim.” sözünde belirtildiği gibi yaratan, terbiye eden, hesap soracak olan Allah’ı aramak olmalıdır. Bizler pek çok sebeple kendimize ait olan bu görevi görmezden geliyoruz. Allah’ı aramak yerine sırf mutlu olabilmek adına başka şeylerle meşgul olmayı tercih ediyoruz. Bunu söylerken sadece ibadet etmeyi, dünyevi hiçbir işle meşgul olmamayı işaret etmiyorum. Öyle olsaydı Hıristiyan ve Musevilerde olduğu gibi papazlar bu işi yapardı. Bizden de bu görev düşerdi. Ne güzel değil mi? Sizin adınıza birileri ibadet işini hallediyor! Siz de paracıklarınızla cennetten arsa satın alabiliyorsunuz! Güzel fikir, iyi bir gelir kapısı, tabii ki papaz tayfası için! Bizler bu konuda örnek olarak Âlemlerin Efendisi Hz. Muhammed’in (SAV) hayatını örnek almalıyız. O, hem ibadet eder hem geçimini sağlamak için çalışırdı.

 

İşin çerez kısmını hallettiğimize göre asıl mevzumuza geçebiliriz.

Tanrıları yemek neden yasak olsun ki? Cahiliye Arapları helvadan put yapıp acıktıklarında yiyebiliyordu. Belki şimdi helvadan değildir putlar!

Bizi Allah’ı aramaktan, anmaktan alıkoyan her ne ise işte putlaştırdığımız şey tam da odur!

Sosyal medya mıdır?

Televizyon programları yahut dizileri midir?

Futbol, basketbol vs. maçları mıdır? Spor olarak yapmayı ve yapanları saymıyorum.

Uğruna kaç kişinin hakkına girilen ihaleler midir?

Ruhsatına, denetim raporuna binlerce lira rüşvet verilen binalar, arsalar, yazlıklar, kışlıklar mıdır?

Üstüne toz kondurulamayan, varı yoğu uğurlarına harcanan evlatlar mıdır?

“Sadece benden al, hep benden al, sadece ben zengin olayım, başkaları “ööööğk, bir ben cici!” diyen alışveriş merkezleri/siteleri midir?

Liste uzadıkça uzar, biz lafı uzatmayalım.

Büyük Doğu Şairimiz Necip Fazıl ne diyordu: “Allah bütün tanrıların belasını versin!”

Ahmet KAFKAS